Tarih: 18.01.2026 15:40

SELİMİYE’DE ZİKRE TAHAMMÜLSÜZLÜK: İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE AÇIK BİR MÜDAHALE

Facebook Twitter Linked-in

 Edirne gibi tarihsel, kültürel ve dinî hafızası son derece güçlü bir şehirde, Selimiye Camii'nde zikir yapan Müslümanların bir siyasi parti il başkanı tarafından kınanması ve hedef gösterilmesi, basit bir eleştiri olmanın çok ötesinde, inanç özgürlüğüne, ibadet hakkına ve toplumsal barışa yönelmiş açık bir müdahaledir. 

Selimiye Camii, yalnızca bir mimari şaheser değil; aynı zamanda bu topraklarda asırlardır süregelen İslami hayatın, ibadetin ve maneviyatın canlı bir mekânıdır. Camiler, Anayasa'nın ve evrensel hukuk normlarının güvence altına aldığı biçimde, Müslümanların ibadet ettikleri kutsal alanlardır. Zikir ise İslam'ın temel ibadet biçimlerinden biridir ve hiçbir ideolojik ya da siyasî süzgeçten geçirilerek meşruiyet tartışmasına açılacak bir pratik değildir.

 Zikir, İslam'ın özündedir. Kur'an'da açıkça emredilen bir ibadettir. Tasavvuf geleneğinin, yani bu toprakların manevî omurgasının temel pratiğidir. Bir siyasi aktörün, cami içinde yapılan bir ibadeti hedef alması; laiklik değildir, haddini aşmaktır. Çünkü laiklik, dinle kavga etmek değil; devletin ve siyasetin inanç alanına karışmamasıdır.

Bugün Selimiye'de zikre "olmaz" diyen zihniyet, yarın hangi ibadeti fazla bulacak? Hangi duayı "uygunsuz", hangi namazı "gösterişli" ilan edecek? İbadeti denetlemeye kalkan siyaset, özgürlük değil baskı üretir.

 Asıl üzerinde durulması gereken şudur: 

Bu ülkede insanlar camide ibadet ederken neden bir siyasi aktörün rahatsızlığını hesaba katmak zorunda bırakılıyor? İnanç, ne zamandan beri bir partinin estetik zevkine göre şekilleniyor? 

Bu söylemler toplumda tehlikeli bir fay hattı oluşturur: 

"Makbul Müslüman – makbul olmayan Müslüman" ayrımı. 

Bu ayrım, geçmişte çok acı bedeller ödetmiş, bugün de ödetmeye adaydır. Edirne, Balkanlar'dan İstanbul'a uzanan İslami ve tarihi hafızanın kilit şehirlerinden biridir. Selimiye'de yükselen zikir sesleri, bu hafızanın yaşayan halidir. Bundan rahatsız olmak, yalnızca dindar insanlardan değil; Edirne'nin tarihinden, kimliğinden ve ruhundan rahatsız olmaktır. 

Siyasetçilerin görevi, toplumu germek değil; özgürlük alanlarını korumaktır. Camide yapılan bir ibadeti hedef almak ne çağdaşlıktır ne de demokratlıktır. Bu, açık bir kültürel ve dini tahammülsüzlüktür. Bu ülkenin camileri, siyasî komplekslerin boşaltılacağı yerler değildir. 

Selimiye Camii ise hiç değildir. 

Siyasetçiler, özellikle de kendilerini "özgürlük" ve "hukuk" söylemi üzerinden konumlandıranlar, inanç alanına saygı göstermeyi öğrenmek zorundadır. İnanan insanların ibadetlerini aşağılayan, yaftalayan ya da kriminalize eden hiçbir dil ne demokratiktir ne de çağdaştır. 

Bu ülkenin camileri, herhangi bir partinin ideolojik konfor alanına göre şekillenecek mekânlar değildir. Selimiye Camii de kimsenin siyasi hoşnutsuzluklarını tatmin edeceği bir alan hiç değildir. İbadete tahammülsüzlük, özgürlüğün değil; zihinsel vesayetin göstergesidir.

ileri, herhangi bir partinin ideolojik konfor alanına göre şekillenecek mekânlar değildir. Selimiye Camii de kimsenin siyasi hoşnutsuzluklarını tatmin edeceği bir alan hiç değildir. İbadete tahammülsüzlük, özgürlüğün değil; zihinsel vesayetin göstergesidir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —