Yılı bitirdiğimiz son haftada bir manşet gördüm sosyal medyada: ‘Dijital Vicdan 2025 yılının kelimesi oldu!’ Düşündüm. Dakikalarca kaydırdığım ekranı durdurdum ve düşündüm. Bu iki kelimenin anlamı akademik manada neler ifade ediyordu, makale okumadan yorumlayamazdım ama sosyolojik açıdan anlattığı duygular tokat gibi yüzüme, pardon ekrandan gözüme, gönlüme çarpmıştı. Telefonu bıraktığım gibi bilgisayarın başına oturdum. Kahvemi aldım ve yazmaya başladım. Sayısız makale vardı bu konuda fakat bu kelimenin seçilmesinde yatan anlam bu makalelerdeki anlamlar değildi sanki. Siz okuyunca ne hissettiniz. Şimdi yazıyı burada bırakın ve düşünün lütfen. Dijital Vicdan nedir?
Makale ve akademik sitelerde söylendiği gibi: “Dijital dünyada etik, ahlaki ve insani sorumluluk bilinciyle hareket etme.” Etik davranış, medya okuryazarlığı, veri güvenliği, empati ve siber sorumluluk gibi bileşenleri ele alan bir kelime demeti mi sizce ‘Dijital Vicdan’? Yoksa içimizi rahatlatmak için tek tuşla paylaşarak tüm sorumluluğu omuzlarımızdan ekrana bıraktığımız bir alan mı? Ne diyor bu kız dediğinizi duyar gibiyim. Sevgili okur, bir şehit haberinde tek tuşla ‘sen de ekle’ ibaresine tıklayarak paylaştığımızı sandığımız o acıdan, o vicdani sorumluluktan bahsediyorum. Rahatlamıyor mu içimiz? Filistin’de yaşanan zulüm, çocukların o içler acısı görüntülerini izlemeye yürek dayanmazken, bunu duyurma dürtüsü de bu yılın kelimesinin içine giriyor mu diye uzunca düşündüm. Önce kendimi sorguladım sonra medyayı doğruladım. Duruldum ve sanırım bunca süreç içerisinde biraz yoruldum. Paylaşınca hüznü hissedip, paylaşmayınca vicdanımı eksilttiğimi fark ettim. Neler oluyor diyerek bir süre hesaplarımı bile kapatmayı düşündüm. İnsan dokunamadığı acıda kendini yetersiz hissediyor, paylaştığını sandığı duygular ise bazen yüreğinde patlıyor.
‘Dijital Vicdan’, akademik bazı kelimeler hayatın içinde ne kadar da s/empatik duruyor değil mi? Tam da saklambaç oynanacak cinsten. Tanımla, sırala, yarala, geç! Algoritmalar anlar mı kalplerin dilinden? Yıl biterken seçilen bu kelime bizlere biraz durup düşünme, düşünüp uygulama alanı açtı bence. Ben de öyle yaptım. Araştırmalarımı sürdürürken Türk Dil Kurumu’nun açıklamasını gördüm: “‘Vicdan’, TDK’ye göre ‘kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu’ olarak tanımlanır. Ancak dijital çağda bu kavram farklı bir boyut kazanmıştır. İnsanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle ‘vicdanlarını rahatlatma’ eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı pasifize ederek vicdanı ‘tıklanabilir bir işlem’e indirgemektedir. Beğeni, paylaşım ve yorum yapan bireyler bir ‘tıklama’ aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedir. Merhamet ve insaf duygusunu ise sembolik görünürlükle sınırlamaktadır. Bu nedenle ‘dijital vicdan’ kavramı, çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini almalıdır.’’
Nitekim TDK bize tüm açıklığı ile yaşanan soykırımları, savaşları, herkesin gözü önünde bazen eriyip biten umutları, çözüm odaklı olmak yerine sosyal ve bireysel sorumluluk gibi algılanan medyanın saklambaç oyunlarını vurgulu bir kelime ile seçerek gözler önüne sermiş. Sonucunda bir eyleme dönüşmeyen ama tek tıkla yayılan merhamet yumağını dağıtarak rahatlıyor muyuz diye düşünüyorum bazen. Yoksa vicdani yoksunluk mu çekiyoruz, bilmiyorum. Bilemiyorum. Sonra gözüme kaydırdığım videolar takılıyor, içerik üretmek için sosyal medyada yayılan acı görüntüler… Üç kuruş yardım yaptı diye ihtiyaç sahibi bir aileyi tüm açıklığı ile fotoğraflayıp paylaşanlar… Başına dijital koysak ne olur koymasak ne olur diye sorguluyorum. İşin başka boyutuna kaydığımı fark edip kahvemi hatırlıyorum. Bir yudum alıyorum, soğumuş. Her şey gibi o da soğuyor, durduğu yerde bayatlıyor. Dokunamadığımız her şey, solup-soğuyup gidiyor.
